3 Kasım 2012 Cumartesi

Siz İstediniz...

Yazının doğuşundan haberdar oluyorsunuz da, ne zaman nerede mola verdiğinden bi'habersinizdir...





Evet yazamıyor(d)um...

Öyle çok mail aldım ki, yazmaya devam etmemi öneren, isteyen...

Ara verdiğimi belirten, yeniden döndüm diyen cümleleri kurma arzusunda dahi hissetmiyorken kendimi...
Bir hevesle yazdırdı bana bu satırları...

Evet yazıyorum...

Yani yazacağım...

Siz de...

Satır aralarında, hayat gözardılarında kalmış, keşfedilmeyi bekleyenler için...
Meşgul olduklarımıza, yaşam mücadelemize inat...
Marulun göbeğini, soğanın cücüğünü...
Benimle birlikte keşfetmeye gelir misiniz?



tubatirin@gmail.com


18 Ocak 2012 Çarşamba

Nereye Gidersen Oraya Gitmiş Olursun...

Alice: Cherise kedisi, nereye gitmem gerektiğini söyleyebilir misin?
Kedi: Bu nereye gitmek istediğine bağlı...
Alice: Fark etmez, neresi olursa olsun...
Kedi: Fark eder. Nereye gidersen oraya gitmiş olursun...
("Alice in Wonderland")


Başarı tek değildir...
Kabul...
Başarıya giden yollar farklıdır...
Kabul...
Eğer gidilen bir yolun başarıya doğru olmadığını fark edersek geri dönmeliyiz, bu da bir başarıdır (ki
Seth Godin bu olayı "Dip" kitabında "Cul-De-Sac" diye betimler).
Bu da kabul...


Peki her yolu aynı anda yürümeye çalışmak,
Yahut, her yola giden kapıları aralamak,

Ya da, ben bu yoldan ilerleyeyim ama diğer yoldaki arkadaşa da bir bakıp çıkayım demek...

Başarı mıdır?

Başarıya giden yol mudur?

Başarı sanmak mıdır?

Orda, burda, şurda her yerde görünmek...

Birçok sektörden, kesimden insanla tanışmak(?)/tanımak/kendini tanıtmak...

Farklı iş alanlarında, sektörlerde, hobilerde ya da kulüplerde aktif rol almak/almaya çalışmak...

Her işi yaparım olgusuyla, birden fazla işle iştigal olmak...

Hangi işi tam hakkıyla yapabileceğine karar verememek...

Ve hepsini yapmak istemek...

Hayır d(iy)ememek...


Hayatımızdan götürür mü?

Hayatımıza getirir mi sağlar?


Bir düşünmek lazım...


"Ben ondan daha eskiyim...
Ben ondan daha yetenekliydim...
Neden ben değil de o...
Benden daha vasat olanlar bile nerelerdeler ben niye burdayım?"
Sorularını soruyorsak kendimize...
Kimbilir...
Belki de açık olan diğer kapıları kapatıp tek bir yoldan ilerlemenin zamanı gelmiştir...


"Ne fark eder, neresi olursa olsun..."

Nereye gideceğini, ne yapmak istediğini, nasıl gideceğini bilmeyenlerin cümlesi...
Fark eder...
Çünkü...

"Nereye gidersek oraya gitmiş oluruz..."


tubatirin@gmail.com

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Mail Adresi Uzantılarının Önemi

Hotmail, gmail, yahoo, mynet, kendi isminiz, kendi isim ve soyisminiz, calıştığınız şirket...

Öyle çok mail adresi uzantıları var ki...

Peki hangi mail adres uzantısı nerelerde, ne amaçla kullanılır? Karşı tarafta oluşturduğu algı nasıldır? Kendi gözlemlediğim kadarını aktarmaya çalışayım.

Mynet; uzantılı mail adresiniz varsa ya Mynet çalışanısınız ya da çok eskilerde kalmış bir internet kullanıcısı...

Yahoo; uzantılı mail adresleri de günümüzde grup mail kullanıcıları ve Yahoo çalışanları dışında tercih edilmiyor. Bir de Yahoo fanı değilseniz tabii.

Hotmail; denilince akla genelde msnde sabahlayan, yeni yeni internete adım atmış, internet eşittir yeni arkadaşlıklar diye düşünen ergen bireyler geliyor. Msn hala kullanıyorsanız hotmail kullanmaya devam edin tamam ama siz siz olun @hotmail.com uzantılı mail adresi ile bir iş başvurusunda bulunmayın. Hele asi_serseri@hotmail.com mail adresi ile asla!

Gmail; biraz daha ciddi, internetin önemini kavramış, maillerine günlük bakmasını bilen, üniversite yüzü görmüş ya da kendini geliştirmiş, döküman arşivleyen gençlik olarak gözümde canlanmakta. Gmail uzantılı mail adresinizle bir iş başvurusunda bulunabilirsiniz. Tabii isimsoyisim@gmail.com her zaman tercih sebebidir. Eğer bu şekildeki mail adresi başkası tarafından alınmışsa da, kendinizle özdeşen ve mümkün mertebe ciddiyet gösteren, diğer hesaplarınızda da (gerek blog adresi gerekse sosyal ağlardaki kullanıcı adlarınız) uyumluluk gösteren başka bir mail adresi alınabilir.

İsim uzantılı mail adresleri; her zaman tercih sebebidir. İster msn'de, ister gtalk'ta, ister maillerde, ister iş başvurularında kullanabileceğiniz mail adresinizle
(me@tubatirin.com gibi), bu araçları ne kadar bilinçli kullandığınızı göstermiş olur ve bireysel kimlik çalışmanızın ilk adımını atmış olursunuz. Üstelik ücretsiz:) Ayrıca sitenizin ismini de sürekli duyurmuş olursunuz bu şekilde ve bir mail adresi ile kendinizi tanıtabilme şansını yakalarsınız.

Şirket uzantılı mail adresleri; 'ni anlatmaya gerek yok sanırım. Bir asi_girl@hotmail.com adresi ile iş bağlamaya çalışmak var, bir de tubatirin@ulker.com.tr (amin:) ) adresi ile iş bağlamak var. Hangisinin daha çok dikkate alınacağını varın siz düşünün. He bir de, şirket uzantılı mail adresi ile iş başvurusunda sakın ha bulunmayın dememe gerek yok sanırım :)


tubatirin@gmail.com
(:

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Azmet, cezmet, gayret et, ihmal etme...

Hayat bizi ihmallerimizden vurmak için hep hazırda bekler...




Kitabı zehir gibi ezberleyen bir öğrenciye, son dakikada baktığı ama "burdan da soru gelmez, gelse de yapmayayım ne olacak ki" dediği konudan gelir sınav sorusu...

Bir ürün üreticisinin her gün titizlilikle ürettiği binlerce ürün arasından öylesine bir ürüne bakmak isteyen patron, hep kusurlu olanı seçer...

Daha önce hiçbir çalışanının başına kötü bir durum gelmeyen ve çalışanlarına muazzam imkanlar sağlayan bir şirketin, yoğunluktan dolayı sigortasını birkaç gün ertelediği yeni işçisinin başına gelir büyük bir kaza...

Ve dahi, ailesine ilk kez yalan söyleyerek başka bir şehire giden genç bir çocuğun başına gelir ilk kez, ailesine haber verilmesi gereken bir olay gelir. Ailesi "onun orda ne işi var" der olayı öğrenmekten önce...

Hayat, şu cümleleri kurmamız izin vermez: "Bi'şey olmaz","Ne olacak ki?" vs. vs.

Kurmaya görelim, hemen hazırda tutar kendini ve saldırmaya başlar...

Sonra;

Ayağa değmedik taş olmaz, başa gelmedik iş olmaz...



tubatirin@gmail.com

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Yurtta Üslup Cihanda Üslup...

Bu yazı, geçen hafta Pazar günkü İBB Gençlik Meclisi 5. Genel Kurul konuşmasıdır.

“Meclis Genel Kurul Salonu…
Oturum açılıyor, yoklama yapılıyor…
Divan katibi, o dönemin milletvekillerinden Kültür Adamı Cihat Baban’ın soy ismini yanlış okuyor…
Yaban…
Cihat Baban da yerinden yanıt veriyor…
Babandır baban…”

Şu anda gündemimizin ana maddesi 12 Haziran seçimleri. Ve seçimlerin olmazsa olmazları: Seçim kampanyaları ve konuşmalar… Bu son seçim kampanyaları hız kazanınca, gündemde de öne çıkıverdi siyasi üslup. Hatta başbakan ve ana muhalefet lideri neredeyse mahkemelik…

Peki neydi bu üslup? Ne anlama gelirdi? İnternetten birkaç kişiye sordum. Cevaplar şu şekilde geldi:


· Üslup, insanı rezil de vezir de eden konuşma biçimi.

· Üslup, kişinin kalitesi ya da kalitesizliğini görme ve anlamada belirleyici özelliklerden biri.

· Üslup, bir su gibidir. İçine konduğu kabın şeklini alır

· Üslup; saçını, kıyafetini, nickini değiştirip başka bir kimliğe bürünen kişinin değiştiremeyeceği tek şeyidir.

Binlerce halk meydanda, seçim konuşmasını dinlemeye geliyor, desteklediği parti başkanının konuşmasını saatlerce ayakta kalabalığın arasında kalma pahasına dinliyor. Ancak akşam televizyonda, bilgisayarın başına geçtiğinde internette, o parti başkanına dair izlediği tek kare görüntü, üslubundaki hata oluyor.

O kadar yıl eğitim, o kadar sene aktif çalışma hayatı, meclis koridorlarında uykusuz geçirilen onca saatler/günler, uygulanan ya da uygulanacak projeler neden kullanılan yanlış bir kelimeyle heba oluyor? Dahası buna neden izin veriliyor? Ağızdan çıkan her bir lafın, bir ok gibi yayından fırladığı anda geri alması mümkün olunmayan her bir kelimenin seçiminde, öneminde neden bu kadar esnek davranılıyor?

Bir bireyin, muhataplarına kendisini ve yaşamını yansıtışında mutlaka kendine has bir üslubu vardır. Evet ancak, unutulmamalıdır ki üslup; bir kimsenin karakter, kişilik ve ahlak düzeyine ortaya koyan açık bir kimliktir.

Atalarımız “üslubu beyan, aynıyla insan” diyerek, kişinin sözlerinin, kişinin konuşma adabının kendisini açığa çıkardığını en öz cümleyle belirtmemişler miydi? Kaba konuşan, kaba insan, nazik konuşan nazik insandır.

Unutulmamalıdır ki, kullanılan ve sarf edilen her bir kelimedeki özen, bugünün seçenini etkilerken yarının seçilenini de etkilemektedir. Ülkemizin şu anki sosyo-ekonomik, siyasi, politik konumlandırılmasında bugün söz sahibi olan kişiler, yarın, mirasçılarına sadece ülkeyi değil yönetim biçimini, konuşma adabını ve üslubunu da miras bırakmış olunacaktır.

Muhakkak ki, içinde bulunulan zaman, atmosfer, etkilerle birlikte, konuştuğumuz dil de, kullandığımız kelimeler de değişmekte. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün bu siyaset dilinin üslubu konusundader ki:

“ ‘Dil yarası kılıç yarasından daha derindir’ diye atasözleri var. Onun için herkesin söylemine, kullandığı dile şöyle bir dikkat etmesi, söyleyeceğini düşünerek söylemesi gerekir. Seçim kampanyalarının başladığı dönemdeyiz. Kimsenin birbirinin yüzüne bakamayacak hale gelmesi ne Türkiye’nin çıkarınadır ne de halkın. Ne de halkımız bundan mutlu olur.”

Cumhurbaşkanımızın bile bu şekilde uyarıda bulunduğu üslup konusuda ne zaman iyiye gidersek, ne zaman olaylara uzaktan bir göz değerlendirilmesiyle bakıp daha sakin, daha yumuşak, daha yerinde bir dil, bir üslup kullanırsak, işte o zaman gerçekten muasır medeniyetler seviyesine ulaşmış olacağız.

Ulu Önder Atatürk’ün o meşhur sözünü şu zaman dilimimize uyarlamanın zamanı gelmedi mi?

Yurtta üslup, cihanda üslup!


tubatirin@gmail.com

5 Mayıs 2011 Perşembe

Al Capone Mantığı İle Hareket Etmek...


Üniversiteyi yeni kazanmıştım...


Bitirdiğim dersaneden asistanlık teklifi gelmişti.
Ama ailem derslerimden başka bir şeyle ilgilenmemi istemediği için izin vermemişlerdi çalışmama.

Baktım izin verecek gibi değiller, çok ısrar etmedim ben de...
Ama...
Kaç ay hatırlamıyorum, haftasonları ailemden habersiz dersaneye çalışmaya gittim.
O ortamda olmayı çok seviyordum çünkü.

Derken dersane çıkışı bir gün babamla otobüste karşılaştık.
Ve: "Sen dersaneye gidiyorsun değil mi?" diyerek bıyık altından gülümsedi.
Bir de bakışı vardı ki...
Yakalanmıştım.

Ama işte ilginçtir ki, bir şey demediler...
Hatta,
O günden sonra artık haftasonları dersaneye çalışmaya gittiğimden hep haberleri oldu.
Memnun da kaldılar nitekim...

Peki o halde neden en baştan izin vermediler de, gizli gizli gitmek zorunda kaldım?
Neden şimdi bir şey demediler?
Neydi mesele?

Al Capone der ki;

Çocukken her gece Allah'a dua ettim bana bisiklet versin diye...
Anladım ki Allah'ın çalışma yöntemi bu değil...
Ben de gittim ilk bisikletimi çaldım...
Sonra her akşam Allah'a dua ettim beni affetsin diye...

Sanırım mesele ebeveynlerin olaya bakış sistemi.

Ebeveyn burda temsil-i misal.

Sanırım iş sistemi çözmekte.

Bazen "ne diyecekler" korkusuyla hareket etmeyip yerimizde sayıyoruz.

Bir denesek belki sonuçlarının cezasını çekmek, ne diyeceklerinin evhamını çekmekten daha hafif ve atlatılabilirdir?

Olamaz mı?

(Elbette çalmaktan bahsetmiyorum, o da temsil-i misal(: )


tubatirin@gmail.com

28 Mart 2011 Pazartesi

Hem Genciz, Hem Bakanız!

4 gün boyunca Gençlik Meclisi ( yani biz(: ) tarafından düzenlenen Uluslararası Gençlik Şurası 2011'deydim....

Öncelikle benden bakan filan olmaz! Önce bunu keşfettim...

Neden mi? Birazdan...


Kadir Topbaş: "Bir Toplum, Ne Kadar Kaliteli ve Yetişmiş Gençliği Varsa ve Gençliğini Ne Kadar Bu Konuda Değerlendirebiliyorsa, O Denli Başarılı Olur."

Uluslararası Gençlik Şurası '11

550 milletvekili...
27 Türkiye'den bakan...
6 Türkiye'de olmayan yurtdışından gelen bakan...

Geçirilen 18 bakanlık toplantı saatleri...
4 gün 3 gece...
Çıkarılan yüzlerce proje...

En baştan anlatalım öyleyese,

1 sene önce Gençlik Meclisi Ar-Ge Komisyonu Başkanı Cumhur İlter'in aklına düşen bir fikir ile başladı her şey...
Fikir yayıldı, divan heyetine sunuldu, geliştirildi...
Onaylandı...
Ve yaklaşık 4 ay önce uygulama geçmesi için çalışmalara başlandı...

550 kişi gelsin dedi önce...
Bir nev-i gençlerden oluşan TBMM olsun...
Milletvekilini temsil etsin her biri...
Sonra içlerinden yetkili temsil-i bakanlar olsun...
Ülkemizde bulunmayan bakanların da temsilleri olsun...
Tartışalım...
Neler eksik, hangi bakanlıklar ülkemizde olmalı ya da olmamalı...
Hangi yanlışlıklar mevcut?
Sistem nasıl ilerliyor?

Gençler biz de burdayız desin...
Bizim de projelerimiz var bir bakın diye bakanlara seslensin...

Dedi ve 550 kişiyi 4 gün 3 gece Pendik'te Green Park otelde misafir etti...

Görev verilmezdi mecliste ve organizasyonlarda, alınırdı...
Bunu idrak eden her birey ordaydı...
Bakanlar, raportörler, görevliler, yetkililer, başkanlar....
Bir de katılımcılar vardı ki sadece adları katılımcıydı, onların da üstlendiği görevler vardı elbet...

Gece yatılan saat 3 belki 5 ama sabah kalkılan saat hep 8...
Toplantılara giriş saatlerine itaat bilinci herkeste mevcut...
Çıkış saatleri muamma...
Kahve molası vermeden blok toplantılara bile şahit olabilirsin...
Herkeste koşturmaca, bir işin ucundan tutmaca...

Amaç?
Aynı...
Hedef?
Aynı...
Yürünen yol?
Aynı...
Bakış?
Aynı...
Fikirler?
Farklı...
Beyinler?
Farklı...


Kadir Topbaş açılışı yaptı...
İnandı bizlere, gençlere...
Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün rotasını değiştirdi, gençlerimizi bir ziyaret edelim, dertleri neymiş de böyle bir işe kalkışmışlar bir konuşalım dedi...
Başkabakan'dan diğer bakanlardan bizzat yazılmış telgraflar geldi...

Sorunumuz da derdimiz de büyüktü...
Gençtik ve seyirci kalamıyorduk...
Var olmak, varlığımızı belli etmek istiyorduk...
Bazılarımız şimdiden milletvekili adayı, çoğumuz ise gelecekte aday olmayı istiyor...
Ama hepimiz bir şekilde düşüncelerimizi bildirmek istiyorduk...

Gecenin 1'inde mesaj geliyor, Bakan toplanalım raporu yazalım diyor...
Gidiyoruz...
Meclis'ten bir telefon daha geliyor...
Bizim için konser düzenlenmiş, yorgunluğumuzu atalım diye...
Bu sefer eğlenmeye gidiyoruz...
Bir mesaj daha...
Ömer Ekinci gelmiş, gençler toplanın diyor...
Gecenin 2'sinde, konferans dinliyoruz, iştahla...


Gelelim bana...
Benden bakan olmaz, çünkü sorumluluk alamam...
Çünkü panik olurum...
Çünkü yönetime hakimlik edemem...
Ama iyi asiste eder, sevgili bakanıma eşlik ederim :)
(Burdan sevgili temsil-i Ulaştırma Bakanı'm Serhan Bey'e sevgiler...)


Biz istedik...
Onlar yapın dedi...
İmkan, şartlar oluştu...
Proje tamamlandı...

Gençlik Meclisi güzel bir organizasyona, güzel bir projeye daha imzasını atmakta gurur duydu...


Detaylar mı? http://ugs11.com


tubatirin@gmail.com

16 Mart 2011 Çarşamba

4 Yeni Keşfiniz Var!


Hazır yazabiliyorken,
Hazır buna izin varken,
Hazır yazabilme eylememini kaybetmemişken,
Takip edenleri de daha fazla kızdırmadan,
Yazayım dedim.

Son zamanlarda 4 yeni keşif keşfettim!
Zaman zaman bunları da sosyal ağlardaki hesaplarımdan yayınladım.
Şimdi size soruyorum.
Lütfen aşağıdaki 4 sorunun cevabını bulmadan önce kendinize sorun:

1. En güçlü his?

2. En ağır his?

3. En güçlü eylem?

4. En ağır eylem?





Ben buldum.


1. Dünyadaki en güçlü his: İstemek!

2. Dünyadaki en ağır his: Empati!

3. Dünyadaki en güçlü eylem: Bilmek!

4. Dünyadaki en ağır eylem: Bildiğini bilmek (farkındalik)!


Eğer bu konuda farklı görüşü olan varsa, de hadi buyursun:


tubatirin@gmail.com