18 Kasım 2009 Çarşamba

Forum İstanbul... Açıldı...

Bayrampaşa'ya yeni bir renk ve yüz getiren Forum İstanbul dün açıldı..
Gezdim...
Dolaştım...
Gördüm...
Keşfettim...


Bulmam hiç de zor olmadı..
Havaalanı-Aksaray m
etrosunun Kocatepe durağında AVM'ye özel giriş yapılmış..
E güzel de olmuş..

Sadece alışveriş yapılacak bir mekan olarak tasarlanmamış sanki.

"Sergi" için ayrı bir platformu mevcut..
"Tanıtım" için özel köşeleri..
Hatta girişteki oturma yerleri "açık hava konserleri"nin olacağının izlenimi vermekte..


Hoşuma giden tarafı mağazaların dizilim şekli idi..

Gittiğinizde sizin de dikkatinizi çekecek..

İstanbul sokakları gibi sıralanmış, hani bloklar şeklinde..
İkinci sola dönün, ordan üçüncü sağ diye adres bile tarfif edilebilinir orda (:


Akvaryuma girmedim, ama fiyatı şöyle: Normal:25TL Öğrenci 18TL


Çalışmam olduğu için e
-bebek mağazasını da gezme şansı yakaladım..
Farklı bir konsept de orda gördüm...

Bebeklerin mutfakta, banyoda, oyun odasında her yerde olacağını düşünülüp,

Ebeveynler ve bebekler için küçük bir ev odaları dizayn edilmiş..

Mutfak yapılmış mesela ihtiyaç olan şeyler uygulamalı olarak gösterilmiş...

Çekmece kilitleri, dolap kilitleri, biberon ısıtıları...

Güzel olmuş güzel..


Gidip görülesi bir yer..

Ezber bozucu..

İki büyük department store olan YKM ve Boyner de aynı çatı altında...

He bir de C&A..
Bir ezberbozucu hareketi de, mağazalarında dışa dönük camekan oluşu..
Normalde alışveriş merkezlerinin mağazalarının dışarıyla bağlantısı yoktur diye bilirim..

Ama burda ilginçtir var..

Olumlu mu olumsuz mu yansır bilemem..

Keşiflerim bundan ibaret..


Ben metroyla gittim, arabayla gitmek isteyenler: Otopark ücretsiz.

Yeter bu kadar keşif (:

16 Kasım 2009 Pazartesi

YoungGuns'ta 30 saat nasıl geçirilir?


Takvim, sürecini hiç aksatmadan yolunda ilerliyor.



14 Kasım sabahı saat 10:00'da adı gibi çalışma ortamından ziyade üretim ortamı olan Prject House'un, o içerisinde 100+ saat kalabileceğim ofisinde 25 YoungGuns, organizatörler ve misafirler toplandık.

Hakan Bey'in briefi ile startı vermiş olduk. Briefte sözü geçen "yaratıcı", "sorumluluk sahibi", "tutkulu" iyi kazındı aklıma. Orada aktif olarak geçireceğimiz 30 saat içerisinde ne yapmamız gerektiğini ve 30 saatlik sürecin sonunda ortaya çıkardığımız ürünü sunmamızı istiyorlardı bizden.

Tanımadığım 4 kişi ile "Right Click" odasına geçtik. Önümüzde kalem kağıt. "Peki ya internet? İnternetle alakalı bir çalışmada internetin kullanılmaması neden?" şeklinde sorular soruldu tabi. Anladık pek tabi bizden araştırmacı ya da terminoloji niteliğinde bir sonuç beklemediklerini. Ve aldık kalemleri başladık karalamaya. 30 saat boyunca.

Yapmamız gerekenleri sürecin sonunda yapmamamız gerekenlerin sonucu olarak daha iyi anlamış oldum açıkçası.

Şöyleki;

Okulda, işte, sosyal organizasyonlarda, hayatın çoğu yerinde tanımadığımız kişilerle, ortak bir şey için birarada bulunacağız. Ortamda daha iyi anlaşılmanın yolunun önce iyi anlamaktan geçtiğini.. Dinlenilmenin yolunun da dinlemekten geçtiğini tecrübe edindim sabitledim.
Sürekli kendini ifade etmeye çalışmak, "ben..." ile başlayan cümleler kurmamak gerektiğini bu ikna çabasının boşa olduğunu keşfettim..

İyi bir sonuca olumlu cümlelerle başlanılması gerektiğini... Süreç böyle, olumlu bir cümlen varsa ve onu uygulamak istiyorsan onu çürütecek cümlelere kulağını tıka. Çünkü o cümle bir başka ve daha iyi bir cümleye dönüştüğünde zaten bir önceki değeri yok edecek. Ama baştan yok edilirse üstelik başkalarınca, iyi bir fikrin önünü kapatır. Gördüm, mümkün olduğunca dışardan gelen sesleri dinledim ama ne "şunu yaparsanız daha iyi olur" cümlesini aynen uyguladım ne de "şunu yapmayın"ı..

Samimiyet.. Bir fikre inanıyorsan ama yeterli bilgin yoksa ve deneyimsizsen o konuda, o fikrini ayakta tutabilecek şeyin samimiyet olduğunu keşfettim.. Karşı tarafa hareketlerinle ve cümlelerinle bu samimiyeti çok rahat bir şekilde aktarabiliyorsun.. Algılanabiliniyor. Kaçmıyor..

Tavşan.. Evet bu methodu sevdim. Geometri sorusu gibi bir şeydi yaratıcılık.. Göremiyorsan, başka açıdan bakmayı dene.. Kes, yapıştır, döndür.. Olmadı mı geç başka soruya sonra tekrar dönersin ona.. Tavşan-horoz methodu da buna benzer bir olgu. Fikir hakkında sürekli aynı bakış açısından yaklaşıyorsan tavşanla veya horozla ilişkisini kur.. Devamında farklı bir şey gelecektir..

Mümkün olduğunca farklı insanlarla konuşulması gerektiğini gördüm.. Onlardan gelen tek kelime sayesinde bile bambaşka boyutta bir olay çıkabiliyormuş. Şahit oldum. Çıktı. Ne kadar iyi, başarılı ona sonra karar verilir, önce bir çıksın da:)

* Bir de şu yapılabilinir miydi bilmiyorum? Tiyatral bir senaryoyla sunuma başlamak istedim. Grupça çürütüldü o ayrı dava ama yine de başlasaydık ne olurdu Danışma Kurulu'nun tepisi ya da iyi ki yapmamışsınız mı derlerdi şimdi merak ediyorum..

** Danışma Kurulu'ndan bir ricam var, heyecanlı değilimdir ama kurduğum cümlenin farkında dahi değilimdir. Ellerimin titremesi sizce fark edilmez belki ama gözüme gözüme girer benim ve onda takılı kalır dururum. Sunum teknikleri adı altında bir eğitime tabi tutar mısınız bu gariban YoungGuns'ı..


*** Aslında biz bu 30 saat boyunca sürekli gözlem altındaydık ya. Bu geçen süreçte bizim de onları tanıma, izleme şansımız oldu. İşte birkaç kelamım :)

Uğur Özmen: Kolay kolay sinirlenmeyen olgun bir tavır. Heyecanlı olan tezcanlı olmazmışın örneği. Ukalalık itici bir sıfat değilmiş meğer dedirten ve bunu çok güzel gösteren. Öğrenciniz olacağım, zor olsa da...

Hakan Senbir: İlk bizi karşıladığından mı bilinmez, bir baba edası tavrı. Birkaç adım ilerisiyle hareket eden, ona göre adımını biçimlendiren, güvende olmayı seven ve bunu hissettiren...

Cüneyt Devrim: Enerjisi 100 metre öteden alınabilen, gözlerine kahverengi kalem sürmesine gerek kalmayan (az uyku bunun için yeterli), yeni/farklı olan her şeyi ilgi alanına alan ve seven...

Serhat Akkılıç: Disiplini ve düzeni seven, az öz konuşan, iyi bir gözlem gücüne sahip, analiz eden, keyfine düşkün sohbeti güzel, işine titizlikle yaklaşan...

Tuğçe Esener: Ayrıntıları seven ve güzelliği orda bulan, kadın ruhunun farklılığını iyi gösteren, biz öğrencilerin öğretim görevlisi dediğimiz kriterleri taşımayan ve titiz fotoğraf çeken...

Sinan Günal: Güçlü izlenime sahip, dediğinden ziyade ne demek istediğini anlayabilen. Sen bir şey derken kendisi o esna da başka birisini de gözlemliyor olabilir...

Devletşah Özcan: Denildiğinde aklıma gelen ilk kelimedir samimiyet. Hep heyecanlı, hep kaşifçi, bir şeyi oluşturmak için kafasına koyması yeterli. Anlaşmak istiyorsan kurrallarıma uyacaksın dedirten...

Yüce Zerey: Akıl oyunlarını seven, konuşurken düşündüren düşündrürken başka şey düşünen...

Cabbar Cem Özdemir: Özgün, sanatsal yaklaşım, derine iniş, farklı boyut kazandırma, ince noktayı yakalama...


-> Bunlar benim izlenimlerim sadece. Haddim olmayan bir sürçü lisana affola.
Kocaman alkış sizlere, farklı bir deneyim kazandırdığınız için bizlere...


He bir de Danışma Kurulu'na nacizane bir teklifim var.

Gelin ben YoungGuns olayım, siz de maaşıma ortak olun...

:):)

11 Kasım 2009 Çarşamba

Neler Oluyor Bize..


Bu keşfi aslına geçen haftalarda yapmıştım...

Bilboardlarda gördüm yeni bir alişveriş merkezi açılıyor.. Ve o alışveriş merkezindeki bir mağazanın sloganı: "Yaşasın Cimrilik"

O anda bir düşündüm, yıllar yılı bize cimri olmamamızı öğreten büyüklerimizi düşündüm..
O tembih cümlesinin bir reklam sloganıyla nasıl değişebildiğini, farklı bir hal aldığını düşündüm..

Aslında geçmişte bize öğretilen, doğru bildiğimiz kalıplaşmış değer yargılarımıza değişik bir açıdan bakıp, bu tür reklam sloganı yapan tek marka bu değildi...

"İnsanın başına ne gelirse meraktan gelir" diye bize meraklı olmamamız tembihlenirken "Merak Ne Güzel Şey" sloganıyla çıkıp anında fikirleri altüst eden de ünlü bir GSM operatörü reklamıdır..

Evet oynanıyor.. Doğru bildiklerimizle, değiştirmedik
lerimizle.. Anında değiştirebiliyorlar üstelik.. Yok sayabiliyoruz bir öncekini bu sayede... Artık daha meraklıyız, artık daha cimriyiz.. Ve bunu utanmadan dile getirebiliyoruz.. Sayelerinde..

Zaman bu artık öyle değil mi? Siyaha bile beyaz olabilir diye yaklaşmalı...

Valla şaşırmam derlerse..

Aa hakikaten derim, siyah beyazmış derim, inanırım...

Annemin "koşma kızım düşersin" uyarısı da yalan oldu.
..

Çünkü "Koş Yoksa Düşersin" artık...




Evet sıradaki bu parça da benden tüm reklam severlere, siyaha beyaz diyebilecek olanlara gelsin..


İlhan Şeşen söylüyor:


"Neler oluyor bize / Yine neler oluyor gülüm / Neler ol
uyor sana / Bana neler oluyor..




tirintuuba@gmail.com

1 Kasım 2009 Pazar

Hayatta Hep 1 Level Atlamak İçin...

Giyindin kırmızı bahçıvanını, başladın zor yolları aşmaya...



3 can hakkın yoktu belki ama hayata sıfırdan başlama lüksün hep yanında..
Üstelik sınırsız sayıda..

"Daha iyi" sıfatının ekleneceği kelimeler için hep hayat senin için..

Daha iyi bir okul..

Daha iyi bir telefon..
Daha iyi kıyafetler, ayakkabılar..
Daha iyi bir kurs..
Daha iyi bir iş..
Daha iyi bir araba..
Daha iyi..
Daha iyi..

Elbette hayat elindekilerle yetinmeyecek kadar kısa...

Bilmen gereken çok şey, gitmen/görmen gereken çok yer, duyman gereken daha çok bilinmezlikler var...
Gitmelisin...
Göremlisin...
Duymalısın...

Bilmelisin...
Sahip olmalısın...
Hakkını vermelisin, kulaklarının, gözlerinin, ayaklarının, aklının, kalbinin bile...

Tabi ya sevmelisin de...
Daha iyi sevmelisin üstelik...
Hep daha iyi...

Hayatta hep bir level atlamak için bu engeller...
Unutmamalısın...
Gördün mü marioyu, böceği ancak zıplarsa geçiyordu, ya da ateş püskürttüğünde...
Ya ateşli gücün olmalı ya da ateş kadar güçlü olmalısın...
Öyle geçip gitsin diye bekleme, seyirci kalma...
Aksi taktirde yenilir yutulur, yok olursun...

Ol da arada sorun değil...

Nasılsa sıfırdan başlama şansın var...
Ve önünde bir yerlerde saklanmış can hakkın da var...

Sadece engeller karşısında boynunu bükme yeter...


Kaldır başını ve bil, o büyük merdivenin arkasında saklanmış özgürlük bayrağı var...

İşte oraya en tepeye yükseldiğinde geçersin leveli...

Korkma, oraya yükselmek de zor değil...

Her şey sadece bir basamakla başlar...

Sonra diğeri...

Derken bir diğeri...

Ve son basamak...

Ne kadar hızlı koşarsan o kadar yukardasın...

Ne kadar büyük atlarsan o kadar hızlısın...

Ve ne kadar risk alırsan o kadar büyük atlarsın...


Daha iyi neden sen olmayasın ki peki?


Neden olmasın?


He ben merdivenleri çıktım, o bayrağı kaptım diyorsun...

He leveli atladın yani...

O halde aferin...

Şimdi daha zorlu bir level seni bekliyor...

Kolay gelsin...



tirintuuba@gmail.com